Kendi salonumu üç kez baştan aşağı değiştirdim. İlkinde beğendiğim her parçayı aldım, sonuç kalabalık bir vitrin oldu. İkincisinde her şeyi bembeyaz yaptım, bu kez de oturmak istemediğim bir bekleme salonuna benzedi. Üçüncüsünde nihayet formülü buldum: önce yaşam akışı, sonra estetik. Aşağıda anlattıklarım, iki-üç seçenek arasında sıkışıp kalmış birinin karar vermesine yardım etmek için not ettiğim şeyler. Çünkü salon dekorasyon fikirleri ararken asıl zorlanılan yer ilham bulmak değil, ilhamlar arasında seçim yapmak.
En büyük hatam, mağazada gördüğüm koltuğun evimde nasıl duracağını hayal etmeye çalışmaktı. Şimdi ne yapıyorum: yerleşimi kâğıt bandıyla zemine çiziyorum. Koltuğun, sehpanın, televizyon ünitesinin sınırlarını yere yapıştırıp iki gün öyle yaşıyorum. İnanılmaz derecede işe yarıyor, çünkü göz aldanır ama ayak aldanmaz.
Ölçerken kendime sorduğum sorular şunlar:
Bu son madde konuk ağırlama konusunda hayat kurtarıcı. Bende bir puf ve katlanabilir iki tabure var; normalde kütüphanenin yanında dururlar, kalabalık olunca ortaya çekiliyorlar.
Karar aşamasında en çok kafa karıştıran konu bu. Köşe takım mı, klasik üçlü-ikili mi, modüler mi? Kendi deneyimimi ve komşularımın evlerinde gözlemlediklerimi bir tabloya döktüm:
| Seçenek | Güçlü yanı | Zayıf yanı | Kime uygun |
|---|---|---|---|
| L köşe koltuk | Az yerde çok oturma alanı, uzanmaya elverişli | Yön değiştiremezsin, taşınmada zor | Küçük-orta salon, film izleyen aile |
| Üçlü + ikili + berjer | Sohbete en uygun düzen, esnek yerleşim | Daha fazla metrekare ister | Sık misafir ağırlayan, geniş salon |
| Modüler koltuk | Parçaları ayırıp yeniden dizebilirsin | Birim fiyatı yüksek, kaliteli olmayanı kayar | Sık düzen değiştirmeyi seven |
Ben üçlü-ikili-berjer düzeninde karar kıldım, çünkü salonum aynı zamanda çalışma alanım ve berjeri pencere önüne çekip okuyabiliyorum. Ama 18 metrekarelik bir salonda aynı kararı verirdim demiyorum; orada köşe koltuk tartışmasız kazanır. Mobilya seçiminde kalite ve stil dengesini anlattığımız sayfada iskelet ve süngerle ilgili ayrıntılara da girmiştik, satın almadan önce oraya bir göz atmanızı öneririm.
Açık renk kumaşa evcil hayvanla veya küçük çocukla birlikte girişmeyin derim. Ben ilk kez keten benzeri dokuda krem bir kanepe aldım, altı ayda pes ettim. Şimdi orta tonda, dokulu bir kumaş kullanıyorum: leke gizliyor, ışığı yumuşatıyor, üstüne attığım açık renk kırlentlerle ferahlığı yine yakalıyorum.
Duvar rengini seçtiğim gün akşam saat sekizde odaya girip pişman olmuştum. Çünkü boyayı öğlen ışığında seçmişim, oysa salonu en çok akşam kullanıyorum. Şimdi bir rengi kesin karara bağlamadan önce, o rengin bir tenekesini alıp duvarın üç ayrı noktasına sürüyor ve günün üç saatinde bakıyorum. Renk seçimi rehberimizde anlattığımız 60-30-10 dengesini de bu aşamada uyguluyorum: baskın ton duvar ve büyük yüzeylerde, ikincil ton koltuk ve halıda, vurgu rengi ise kırlent, tablo, vazo gibi küçük parçalarda.
Aydınlatmada kendi kuralım şu: bir salonda en az üç ışık kaynağı olmalı.
Ampullerin renk sıcaklığını da aynı tutuyorum. Bir kaynak sarı, diğeri beyaz olduğunda oda huzursuz görünüyor; ışık planlaması sayfasında bu detayı ayrıca konuşmuştuk.
Perdeyi tavan hizasından astığım gün salonun tavanı yükseldi sandım. Gerçekten öyle: perde kornişini pencerenin hemen üstüne değil, tavana yakın asmak salonun en ucuz büyütme hilesi. Yanına ince bir tül eklerseniz gündüz mahremiyeti korurken ışığı da kaybetmezsiniz.
Halı konusunda en sık gördüğüm hata, çok küçük halı almak. Halının ön ayakların altına girecek kadar geniş olması gerek