Beş yıl önce taşındığım dairenin en büyük artısı, güneye bakan altı metrekarelik balkonuydu. İlk yaz o balkonu kullanamadım bile; çamaşır kurutma alanı ve kutu deposu olarak kaldı. İkinci yaz sabrım tükendi ve elimde bir metre, birkaç fikirle işe koyuldum. O günden bugüne iki balkon, bir de kız kardeşimin çatı terasını baştan aşağı düzenledim. Bu süreçte öğrendiğim şey şu: balkon dekorasyon işi, iç mekândan farklı olarak "güzellik" değil "dayanıklılık" sorusuyla başlıyor. Neyi nereye koyacağınızı seçmeden önce, o şeyin yağmurda, güneşte ve rüzgârda ne olacağını bilmek gerekiyor.
Karar aşamasındaysanız, ilk yapmanız gereken şey alışverişe çıkmak değil, balkonda yarım saat oturmak. Ben bunu atladım ve ilk denememde ağır bir ahşap masayı kuzeye bakan bir balkona koydum; öğleden sonra oraya kimse oturmadı çünkü hava serindi ve masa hep nemliydi. İkinci kez şu üç soruyu kendime sordum:
Bu üç cevabı yazmadan mağazaya girmeyin. Ben ikinci turda balkonun kâğıt üzerinde krokisini çizdim; mobilyaların çevresinde en az 60 cm geçiş payı bırakmak, alanı ferah tuttu.
Zemin, açık alanda verdiğim en zor karardı. İç mekânda parke, mermer ve karolaj arasındaki tercih çoğunlukla estetik meselesi; balkonda ise doğrudan bakım yükü meselesi. Üç seçeneği de kullandım, deneyimimi tabloya döktüm:
| Çözüm | Artısı | Eksisi | Kimin için |
|---|---|---|---|
| Kilitli ahşap kare karolar (deck) | Dakikalar içinde döşenir, sıcak bir doku verir, kiracı için sökülebilir | Yılda bir yağ/koruyucu ister, altında toz birikir | Mevcut zemini bozmak istemeyen, sıcak görünüm arayan |
| Kompozit (WPC) karo | Bakımı neredeyse yok, renk atması az | Maliyeti ahşabın üzerinde, çok güneşte ısınır | Uğraşmak istemeyen, uzun vadeli düşünen |
| Dış mekân seramiği | En dayanıklısı, temizliği kolay | Usta ve yapı işi gerektirir, kalıcı karar | Kendi evinde oturan, terası büyük olan |
Ben kiracıydım, kilitli ahşap karoyu seçtim ve pişman olmadım. Ancak kardeşimin 20 metrekarelik terasında kompozit tercih ettik; o ölçekte her sezon yağ sürmek işkenceye dönüşüyordu. Bir de şunu ekleyeyim: dış mekân halısı sadece çatısı kapalı balkonlarda işe yarıyor, yağmur alan yerde küflenip kokuyor.
Mobilyada iç mekân alışkanlıklarını bir kenara bırakmak gerekiyor. İç mekân mobilya seçiminde kumaşın dokusuna, oturuş yumuşaklığına bakarız; balkonda ise kaplama ve iskelet malzemesi öne geçiyor. Denediklerim arasında:
Gölgeleme konusunda ise güneye bakan balkonda tek katlı gölgelik yetmedi; üstten kaset tente, yandan da bambu stor eklediğim yıl balkonu ilk defa temmuzda kullanabildim. Perde ve örtülerde iç mekânda aradığımız gizlilik-estetik dengesi burada da geçerli: dışarıdan bakışları kesen açık renk bir keten görünümlü branda, hem ışığı süzüyor hem sıcaklığı kırıyor.
Bitkilerde acele etmeyin. İlk yıl on saksı aldım, altısı öldü. Şimdi kuralım şu: yön ne olursa olsun ilk sezonda dayanıklı türlerle başlamak; lavanta, biberiye, sardunya, güneşi az olan yerde ise eğrelti ve şeflera. Saksıları farklı yüksekliklere dağıtmak, küçük alanda derinlik hissi yaratıyor.
Balkonu asıl kullanılabilir kılan şey, akşam ışığı oldu. Tepeden gelen tek beyaz ampul, alanı balkondan çok koridora benzetiyor. Işık planlamasında iç mekânda uyguladığım katmanlı yaklaşımı buraya da taşıdım:
Aksesuarda ise az